Her olumlu duygu aynı değil! Japonu ayrı, Amerikalısı ayrı.
Date: 13 Şubat 2019
|
Posted by:

Geçen yazımızda olumsuz duyguların sağlığa olan zararlı etkilerinden bahsetmiştik. Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre ise olumlu duyguların sağlığa farklı şekillerde etki ettiğini görüyoruz. Olumlu duyguları yüksek uyarılmalı ve düşük uyarılmalı olarak ayırabiliyoruz. Yüksek uyarılmalı duygular (High Arousal) heyecan, mutluluk, şaşırma, hayret gibi duygular, düşük (Low Arousal) uyarılmalı duygular ise sakinlik, rahatlama, hoşnutluk gibi duygulardır.

Araştırmaya göre içinde bulunduğumuz kültürler bu duygulardan farklı etkilendiğimizi gösteriyor. Amerikalıların yüksek uyarılmalı duygulardan daha olumlu etkilendikleri buna karşın Japonların düşük uyarılmalı duygulardan daha olumlu etkilendikleri sonucu çıkıyor.

Linkte detayları bulunan ve bu linkte yayınlanan araştırma 640 Amerikalı ve 382 Japon ile gerçekleştirilmiş. Yüksek uyarılmalı duyguları yoğun yaşayan Amerikalıların sağlıklarının yaşamayanlara göre daha iyi olduğu belirlenmiş. Bu duyguları yaşamak için Amerikalılar partilere gidiyorlar, salonlarda spor yapıyorlar ya da insanlarla birlikte eğleniyorlar. Japonya’da sağlığı olumlu yönde etkileyen duygular ise düşük uyarılmalı duygular. Bunun için Japonlar kitap okumayı, rahatlatıcı bir banyo yapmayı, dua etmeyi, meditasyonu ve manzara seyretmeyi tercih ediyorlar.

Bu ilginç araştırmanın birçok yeni araştırmaya temel teşkil edeceği kesin. Benim çıkardığım sonuç ise beni mutlu eden her türlü etkinliğin sağlığıma iyi geleceği oldu.

Read more
Olumsuz duygular bağışıklık sistemini kötü etkiliyor.
Date: 6 Şubat 2019
|
Posted by:

Olumsuz duygular bağışıklık sistemini kötü etkiliyor.

Duygularımız sayesinde çevremizi anlamlandırıyoruz. Ancak duyguların bir etkisi daha ortaya çıktı. Yeni yapılan bir dizi araştırma duygularımızın sağlığımız üzerindeki zaten bilinen etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Korku, kızgınlık, endişe gibi olumsuz değerlendirilen duygular vücudu enflamasyonlara daha açık hale getiriyor ve bağışıklık sistemini zayıflatıyor. 220 katılımcı ile gerçekleştirilen araştırmada katılımcıların kendi beyan ettikleri ruh halleri ile bağışıklık göstergeleri değerlendirilmiş. Sonuçlar oldukça dikkat çekici. Penn State üniversitesinde yapılan araştırmanın detayları linkte bulunuyor.

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0889159118305816?via%3Dihub

Anlık ruh hali değişiklikleri bağışıklık üzerinde bir etki yaratmazken; uzun süreli olumsuz duyguların varlığı, üst üste eklenmesi, günlerce süren olumsuz duygular ile bağışıklık sistemi zayıflığında güçlü ilişki bulunmuş. Henüz bu ilişkinin tam olarak nasıl gerçekleştiği bilinmese de, gülmenin her zaman en iyi ilaç olduğunu söylemek mümkün.

Read more
Rahatımız kaçmadıkça öğrenemiyoruz
Date: 5 Şubat 2019
|
Posted by:


Gelecekte ne olacağını bilmemek genellikle stres yaratıyor. Belirsizlik çevrenizden ve yeteneklerinizden emin olmamanıza neden oluyor. Ancak belirsizlik aynı zamanda öğrenmeyi etkinleştiriyor. Yale üniversitesinde yeni yapılan bir araştırma bu özelliği ortaya çıkardı ve Neuron dergisinde yayınlandı. Linke tıklayarak araştırma detaylarına ulaşabilirsiniz. https://www.cell.com/neuron/fulltext/S0896-6273(18)30529-4


Durağanlık öğrenme yetisini azaltıyor. Hayatınıza farklılıklar katarak öğrenme yeteneğinizi geliştirebilirsiniz.
• Rutinin dışına çıkın, farklı yollardan gidin, merdiven kullanın, saatlerinizi değiştirin.
• Yeni bir proje başlatın
• Bilmediğiniz yerlere seyahate çıkın
• Hem fikir olmadığınız insanlarla konuşun
• Yeni, ilginç, çılgın fikirler üretmeye koyulun

Read more
GÖRDÜKLERİNİZE ASLA İNANMAYIN !!!
Date: 26 Ocak 2018
|
Posted by:

Gördüğünüze inanmayın. Gözleriniz sizi yanıltıyor. Aslında gözleriniz değil beyniniz sizi yanıltıyor.

Gözlerimiz sürekli olarak dışarıdan gelen görsel bilgiye maruz kalıyor, milyonlarca renk, yazı, bitmez tükenmez hareketlilik. Bu kadar fazla bilgiyi beynimiz nasıl işliyor ve gördüklerimiz bizi niye yormuyor?

Jason Fischer ve David Whitney yaptıkları bir araştırmada beynimizin görselleri zaman içinde yumuşattığını, görünmez kıldığını keşfettiler. Beynimiz gördüklerini 15 saniyeye kadar geciktirebiliyor. Bu görüntünün doğruluğunun azalmasına karşın gördüklerimizin daha durgun ve kararlı olmasını sağlıyor.

“Şu anda gördükleriniz tam bu anı değil geçmiş 10 -1 5 saniyede gördüklerinizin bir ortalamasını yansıtıyor” diye belirtiyor, MIT Nörobilimcisi Jason Fischer.

Araştırmanın detaylarına https://www.nature.com/articles/nn.3689 adresinden ulaşmak mümkün.

Araştırmada deneklere tekrarlayan kartlar gelişigüzel sıralamada gösterilmiş ve kartlardaki desenlerin yönlerinin önceki gösterilen kartlardan etkilendikleri ortaya çıkmış. 15 saniyeye kadar önce gördükleri desenlerin yönlerini şu anda gördükleri kartlarda gördüklerini söylemişler.

Bilim insanları beynin bu davranışının çevremizi algılarken gerekli gördüğümüz, dikkat çeken görüntülerin daha öne çıkmasını, gereksiz, tehlike arz etmeyen görüntülerin ise süzülerek algıyı sadeleştirmek ve keskinleştirmek için olduğunu düşünüyorlar.

Bütün bu bilgilerin biz nöropazarlamacılar için çok önemli bir anlamı var. Nöropazarlama çalışmaları sırasında tüketicilerin gördüklerinin etkisini anlamak, bıraktığı tortuyu doğru değerlendirmek gerekli. Tüketici seyrettiği bir reklam filmini bizim gördüğümüz gibi algılamıyor olabilir. Ya da bir ürünün ambalajını, bir posteri farklı şekilde görüyor olabilir. O yüzden yapılan nörotestlerde algının ne yönde değiştiğine, reklam filminin o marka algısında ne tür değişikliklere yol açtığına bakmak gerekiyor. İyi bir iletişim tasarımında görülmesini istediğimiz görsellerin, yazıların ya da ürünlerin dikkat çekici, önem verilen ve hatırlanabilen olmasına çalışmamız işte beynimizin süzgecine takılmasını ve hafızaya alınmasını sağlamak için.

Read more
Neuromarketing bir okuma yazma işidir.
Date: 12 Ocak 2018
|
Posted by:

 

 

 

 

 

 

 

Neuromarketing bir okuma yazma işidir. Her tür tüketici araştırması tüketicilerin bugüne kadar yaptıklarını bize sunar. Klasik pazar araştırma yöntemleri ile tüketicilerin bilinçli olarak verdiği yanıtları değe

rlendirirken, nöropazarlama yöntemleri ile bilinçaltında kalmış duygular, düşünceler davranış şekilleri ortaya çıkarılır. Bu kısım tüketicilerin beynini okuma bölümüdür ve kesinlikle gereklidir ancak yeterli değildir. Pazar araştırma yöntemleri ile tüketicilerin nasıl davranacaklarına dair öngörülerde bulunabiliriz. Bugüne kadar yaptığı davranışların sonraki davranışlarına temel olacağını varsayarız.

Ancak nöropazarlama daha öteye giderek bir de yazma işlevine sahip olmalıdır. Sadece bugünün fotoğrafını çeken araştırma sonuçları bize ihtimalleri verir. Oysa bu bilgiler ışığında oluşturulan pazarlama adımları tüketicilerin istenen şekilde davranış değişikliğine yol açarak, marka hakkında olumlu duygular beslemesine ve satın almasına neden olmalıdır. Marka için yapılan her türlü etkinliğin davranış değişikliğine yol açacak özellikleri olmalıdır. Bütün bu özellikler Nöropazarlama’nın yazma fonksiyonuna işaret eder.

Hem okuma hem yazma fonksiyonu olan bir Nöropazarlama araştırma ve uygulama projesi, yapılması gereken en doğru adım olarak gözükmektedir. Araştırma sonuçlarının uygulamaya dökülmediği her proje yarım kalmış, bütçesi değerlendirilememiş proje olarak görülmelidir.

Read more